In Akademik Yazılar, Psikoloji

Bireyin, duygusal, bilişsel, iletişimsel ve algısal özellikleri ile çevresiyle uyumlu ve dengeli bir etkileşim kurabilme yeteneklerinin tümüne psiko-sosyal gelişim denmektedir. Psiko-sosyal gelişim bebeklik yıllarında başlayıp tüm yaşamımız boyunca devam eder. Bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığımızın; her yaş döneminde uyumlu, esnek ve dengeli olması psiko-sosyal sağlıklılık olarak tanımlanabilir.

Serebral palsili olmak çocuğu çok çeşitli yönlerden etkilediği gibi; çocuğun anne-babası ve kardeşlerinin de yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini, davranış örüntülerini ve ilişki biçimlerini etkiler. Bu etki aile, çocuğun bir gelişimsel sorunu olduğunu ve bunun süreğenliğini ilk kez duyduğunda başlar.

Ailenin etkilenmişliği, çok yönlü, karmaşık ve tüm aile sistemini değiştirecek düzeyde gelişir. Engellilik durumunun, çocuğun gelişimi üzerindeki etkisi ne kadar yaygın olursa, ailelerin etkilenmişliği ve başa çıkma becerileri de o derece karmaşık ve stresli olur.

Serabral palsili çocukların psiko-sosyal gelişimleri; yaş dönemleri çerçevesinde incelenebilir. Buna göre psiko-sosyal gelişim; okul öncesi dönem, okul dönemi, ergenlik dönemi ve yetişkinlik dönemi olarak 4 başlıkta incelenebilir.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE PSİKO-SOSYAL GELİŞİM

Çocuğun 0-6 yaş dönemini kapsayan okul öncesi dönem; psikososyal gelişimin en önemli basamağıdır. Bebeklik döneminde bedenini, anne, baba ve çevresini tanımaya başlayan birey; zamanla iletişimi ve çevreyi manipüle etmeyi öğrenecektir. Bu dönemde en önemli psiko-sosyal gelişim aracı oyundur. Çocuk oyunla önce kendini, bedenini ve sonra çevresindeki insanları ve dünyayı öğrenmeye, algılamaya başlar.

Serebral palsili çocukların oyun ve iletişim becerileri, yetersizlikten etkilenmemiş çocuklarla aynı basamakları takip eder, ancak bu basamaklar daha geç gerçekleşebilmekte ve farklı özellikler gösterebilmektedir.

Bebekler öncelikle kendi uzuvlarıyla ve birkaç aylık olunca da çevresindeki uyarıcılarla ilgilenmeye başlar. Daha sonra ise diğer kişilerle sosyal etkileşimi olmaksızın, oyuncaklarıyla yalnız başına oynar. Bu oyun çocuğun öncelikle kendini tanımasını, bedeninin yeterliliklerini algılamasını sağlar. Bu dönemdeki oyunlar tekrar oyunlarıdır. Bu bebeğin ilk psiko-motor gelişiminin de temellerini oluşturur. Daha sonraki dönemde çocuk diğer yetişkin ve çocuklarla her hangi bir ilişki kurmaksızın, sadece onların oyunlarını, etkileşimlerini izler veya etkileşime, oyuna katılmadan onların davranışları hakkında sorular sorabilir. Paralel oyun döneminde, çocuklar aynı ortamda oynarlar, aynı oyuncakları kullanırlar, fakat birlikte oynamazlar ve birbirlerinden ve yetişkinden bağımsız olarak oyunlarını sürdürürler. Birlikte Oyun aşamasına geçtiklerinde, çocuklar bir arada grup şeklinde ve birbirleriyle etkileşim halindedirler. Birbirlerinin ve yetişkinlerin fikirlerin den yararlanabilirler, oyun materyallerinin alış verişini yapabilirler. Çocukların her biri kendi oyununa devam eder ancak aynı oyunu oynamamaktadırlar. Çocuk oyun gelişiminde, işbirlikçi oyuna geçtiğinde; amaç beraberce belirli bir sonucu başarmaktır ve oyun bu amaç göz önünde bulundurularak planlanmıştır. Bu dönemde çocuklar arasında gerçek bir sosyal etkileşim vardır ve çocuklar oyunun amacına ulaşmak üzere örgütlenmişlerdir.

Çocukların psiko-sosyal gelişiminde oyun becerilerinin diğer önemli boyutu ise sembolik ve kurallı oyunlardır. Çocuğun izlediği, hissettiği ya da anlamlandıramadığı yaşantılarını oyuna aktarması sembolik oyun olarak tanımlanabilir. Evcilik, öğretmencilik gibi oyunlar çocuğun hem iletişim becerilerini hem de duygusal gelişimini destekler. Kurallı oyunlar ise belli bir amacı ve kurallar dizisi olan oyunlardır. Saklambaç, futbol vb. oyunlar çocuğun çevresi ve kendisi arasındaki etkileşimi en yoğun yaşadığı oyunlardır.

Okul öncesi dönemde çocuklar psiko-sosyal açıdan birçok beceriyi oyunla öğrenirler.

• Çocuklar oyun aracılığıyla, duygusal tepkilerini kontrol etmeyi ve denetim altına almayı öğrenebilir.

• İnsanlar arası duygusal ilişkileri ve tepkileri öğrenebilir.

• Oyun, çocuğun kendine güven, kendini denetleme, çabuk karar verme, doğruluk ve disiplin gibi kişisel alışkanlıklar kazanmasında en etkili bir yöntemdir.

• Bunlara ek olarak çocuk oyun oynarken yaratıcılığını keşfeder ve geliştirir

• Çocuk sosyal çevresinde neyin doğru neyin yanlış olarak değerlendirildiğini görür ve bu tür kurallara uyması gerektiğini oyunla kavrar. Oyun yoluyla ben ve başkaları kavramlarının farkına varan çocuk sosyalleşmeyi oyunla öğrenir.

• Çocuk oyunda üstlendiği ana-baba, kız-erkek çocuk gibi rollerle cinsel kimliğini kazanabilir.

• Çocuklar oyun oynarken, diğer insanlarla iletişim kurmayı, gözlem, işbirliği yapmayı ve yardımlaşma duygularını geliştirebilir.

• Sözel olmayan sosyal kuralları öğrenirler.

• Çocuk oyun yoluyla, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, haklıhaksız gibi ahlaki kavramları öğrenebilir.

• Ayrıca, başkalarına saygı gösterme, başkalarının ve kendi hakkını koruma, verilen görevleri üstlenme, kendilerine ve başkalarına güven duyma ve herhangi bir konuda karar verip uygulayabilme gibi toplumsal kuralları da öğrenebilir.

• Oyun çocuğa çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkânı sağlamaktadır. Çocuk bu yolla pek çok kavramı ve zihinsel işlemleri öğrenebilir.

• Özellikle sembolik oyunların dil gelişimdeki rolü çok büyüktür.

Serabral palsili çocuklarda yukarıda sözü edilen okul öncesi dönem oyun basamaklarının bir çoğu gözlemlenmektedir. Ancak zihinsel ve fiziksel özelliklerine bağlı olarak bu basamaklar çok uzamakta ya da gecikmektedir. Serebral palsili çocuklarda göz ardı edilen en önemli konu çoğu kez oyun ve oyuncaklar olmaktadır. Çocukların bağımsızlaşmaları, sosyal çevreye katılabilme olanakları diğer akranlarından daha güç olduğu için serebral palsili çocukların psiko-sosyal açıdan desteklenmeleri önemlidir. Okul öncesi dönemde serebral palsili çocuğun öncelikle yetersizliklerine ilişkin farkındalık ve kabul süreci ele alınmalıdır.

Çocuk önce aile üyeleriyle, sonra ise çevresindeki diğer akranlarıyla kendi arasındaki farklılıkları fark eder. Bu aşamada ailenin, gerekirse bir profesyonelin desteği çok önemlidir. Çocuk farklılıklarını kabul etme sürecinde, ailesinin engele ilişkin tutum ve algılarından çok etkilenmektedir. Engelliliğe ilişkin ailenin başa çıkma algıları ve problemleri çözmedeki yeterlilikleri, çocuk için yol göstericidir.

Serebral palsili çocuğun kardeşleri psiko-sosyal gelişimde çocuk için en önemli ve ilk aracıdır. Ailenin kardeşlere, serebral palsiyi yaşına uygun biçimde aktarması, bununla ilgili sorulara net ve gerçekçi cevaplar vermesi önemlidir.

Bu dönemde serebral palsili çocukların sınırlar ve disiplin konusunda belli temelleri öğrenmeleri gerekmektedir. Yeterliliklerinin, farklı yanlarını keşfeden çocuk, çoğu kez öfkeli, utangaç ya da içe dönük davranışlar gösterebilmektedir. Bu noktada ailenin çocuğun duygularını anlamaya çalışması önemlidir. Aile de çoğu kez çocukla aynı duygusal tepkileri verebilmektedir. Bu ise anne babanın çocuğa sınırlar koymasını engelleyebilir. Bu dönemde en önemli olan şey, çocuğun belli sorumlulukları, belli sınırlarda öğrenmesi; duygusal tepkilerinin sorumluluk almasına engel olmamasıdır.

OKUL DÖNEMİNDE PSİKO-SOSYAL GELİŞİM

Bu dönem çocuklar için; hem sosyal kuralları daha ayrıntılarıyla öğrenmeleri için, hem de sorumluluk ve disipline ilişkin becerileri kazanmaları açısından oldukça önemlidir. Okulun ilk yılı çocuğun sınıfta grupla çalışma, okul kurallarına uyma, çalışma alışkanlıklarını kazanma ve problem çözme becerilerini edinmesi için önemlidir. Sonraki yıllarda çocuk bu becerilerini geliştirerek daha sosyal hale gelecektir.

Serabral palsili çocuklarda özellikle okula uyum ve akranlarla ilişkilerde zorluklar yaşanabilmektedir. Bu noktada ailenin tutumu her dönemdekinden daha çok önem kazanmaktadır. Okula gitmenin, ödevlerin yapılmasının ve okuldaki kuralların öğrenilmesi ailenin esnek ve uyumlu tutumuyla sağlanabilir. Çocuğa, yeterliliklerine dönük bir bakış açısı kazandırmak, okuldaki spesifik ihtiyaçları için uygun kaynakları bulmak ve öğrenmesi için zaman tanımak bu dönemdeki krizleri çözmekte etkili olabilmektedir.

Okul döneminde bir diğer önemli psiko-sosyal gelişim alanı da arkadaş ilişkileridir. Serebral palsili çocuğun özellikleri sınıf öğretmeni, PDR servisi ve çocukların aileleri aracılığıyla uygun biçimde sınıf arkadaşlarına anlatılmalıdır. Çocuğun arkadaşlarıyla ilişkileri desteklenmeli; gerekirse bu konuda çocuğa yol göstermek gereklidir.

ERGENLİK DÖNEMİNDE PSİKO-SOSYAL GELİŞİM

11-19 yaşlar arası genel olarak ergenlik dönemi olarak kabul edilir. Bu dönemde bireyler bio-psiko-sosyal birçok alanda ciddi değişimler yaşarlar. Fiziksel değişimlerle başlayan ergenlik dönemi, cinsel olgunlaşma, psiko-sosyal becerilerde değişimler ve son olarak kimlik kazanma aşamasıyla sona erer.

Serebral palsili çocuklar ergenlik dönemine genellikle ciddi ruhsal ve duygusal değişimlerle girerler. Bu dönemde daha öfkeli, saldırgan ya da daha duygusal, kırılgan ve depresif belirtiler gösterebilmektedirler.

Bedensel ve hormonal değişimlere uyum sağlamak, zihinsel olarak soyut kavramları anlamaya, algılamaya başlamak, çocuk için oldukça zor olabilmektedir. Bu dönemde serebral palsili çocuğun duyguları, fikirleri aile tarafından algılanmalı, ihtiyaçları çocuğun beklentileri dikkate alınarak esnek bir tutumla karşılanmalıdır.

Bu dönemde ailenin sınırları çocuk tarafından fazlaca zorlanabilmektedir. Evdeki kurallar ergenlik döneminde esnetilmeli, ancak ergenin sorumluluklarını alması sağlanmalıdır. Sınırlar çocuğun sorumluluk alma becerisi ölçüsünde esnetilmelidir.

Özgüvenin en kırılgan olduğu ergenlik döneminde serebral palsili çocuğa “sen yapamazsın” gibi olumsuz yönergeler vermek yerine çocuğun yapabileceği düşünülen uygun ilgi alanı ve becerilere yönlendirmek ebeveynlerin önem vermesi gereken bir diğer konudur.

Çocuğun arkadaş çevresinin olması, akranlarıyla uzun zaman geçirmesi ve aileden bir parça uzak durması beklenen belirtilerdir. Aileler bu dönemde çocuklarının sosyal etkileşimlerini desteklemelidirler. Ergene yeni hobiler kazandırmak, farklı ortamlarda farklı arkadaşlar edinmesine fırsat vermek önemlidir.

Ergen akranları aracılığıyla duygularını normalize eder, yaşadığı bio-psiko-sosyal değişimlerin farkında olur ve bunlara uyum sağlar. Ergenlik döneminde bireyin bağımsız olma, özgür olma, birey olarak var olduğunu kanıtlama çabası oldukça baskındır.

Özellikle serebral palsili bireylerin bu tutumları aile tarafından anlaşılmalıdır. Fiziksel olarak aileye belli ölçülerde ihtiyaç duyan çocuk bu dönemde gergin ve kaba olabilmektedir. Ailelerin bu noktada bağımsız ya da özgür olmanın diğer boyutlarını ortaya çıkarmaları gerekmektedir. Örneğin bağımsızlığın kimseye ihtiyaç duymamak değil, kendi kararlarını ve seçimlerini yapabilmek, sorumluluk almak olduğu anlatılmalıdır.

Ergenlikle birlikte soyut işlemsel döneme geçiş serabral palsili bireylerde zaman almaktadır. Özellikle akran ilişkilerinde duyguları anlamak, ifade etmek, başkaları tarafından nasıl algılandığını fark etmek, bağlanma, inanç, özgürlük, hayatın anlamı ve benzeri kavramları anlamak zor olabilmektedir.

Psiko-sosyal gelişimin bir diğer bileşeni de psiko-seksüel gelişimdir. Ergenlikte bu alana dönük olarak çocukların; vücut bakımı, cinsel dürtülerin yönetilmesi, duygusal ilişkiler ve partner ilişkileri alanlarında desteklenmeleri gereklidir. Ergenlik dönemi sonunda birey kendisine ve çevresine ilişkin birçok ayrıntıyı ve özelliği öğrenmiş; kendi hedeflerini ve yaşam amaçlarını fark etmiş olacaktır.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİNDE PSİKO-SOSYAL GELİŞİM

20’li yaşlar ve sonrası dönemi kapsamaktadır. Birey çoğunlukla bu dönemde bir mesleğe yönelmiş ya da mesleki eğitime başlamıştır. Yetişkinlik yıllarında serebral palsili birey için artık karmaşık ve başa çıkılması zor birçok konu çözümlenmiştir.

Yeterliliklerinin farkında, küçük ya da büyük bir sosyal ağın parçası olmuştur. Bu dönemde psiko-sosyal gelişim devam ederken, en önemli konu psiko-sosyal sağlıklılığın sürdürülebilmesidir .

Eğitimin devam etmesi, bir mesleğe sahip olmak, sporla ilgilenmek ya da mesleki, sanatsal bir uğraşıya sahip olmak bireyin ruhsal ve sosyal anlamda uyumlu olmasını sağlamaktadır.

Birey bilişsel ve fiziksel özelliklerine uygun biçimde bu dönemde, eğitimine devam etmelidir. Bu eğitim akademik alanlarda olabileceği gibi, mesleki ya da sanat, spor alanlarında da sürdürülmelidir. Yetişkinlik yıllarında serebral palsili bireyin sosyal bir sistemde yer alması ve farklı ilişkileri deneyimlemesi ruhsal ve duygusal sağlıklılığı için gereklidir.

Ailelerin çocuklarının bazı fiziksel ya da zihinsel yetersizlikleri olmasına rağmen yetiişkin birer birey olduklarını kabul etmeleri, serebral palsili bireyin bu yöndeki girişimlerine saygı gösterip desteklemeleri psiko-sosyal sağlıklılığın devamı için oldukça önemlidir.

Leave a Comment

Bize Ulaşın

Bize bu formu doldurarak ulaşabilirsiniz. En kısa sürede size dönüş yapacağız.