CEREN VE BEN

Yazar : Ayşe Sarı


ANNE AYŞE SARI…

 

Sevgili anneler ve babalar; ben Ayşe SARI. Bazen SERÇEV’in bu güzide dergisinde “şu şu haklarınız var” diye yazan ya da sosyal medyada sorularınızı cevaplayan, engelli bireyler adına elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışan Ayşe… 

Yeri geldiğinde soru cevaplayan bir kişiyim, yeri geldiğinde Ayşe hemşireyim ama en çok Ayşe anneyim. Çocuğu için, onu yaşatmak için, onun geleceğini inşa etmek için hiç durmadan çabalayan sizler gibi bir anne. Hep şunu söylerim: “Henüz yirmili yaşların başlarındaydım ki  şiddetli bir depremle sarsıldık. Odur budur artçı sarsıntılar devam ediyor”. Ne zaman geleceği belli olmayan sarsıntıları en az zararla atlatmak için tüm çabam. 

 

Her anne babanın çocuğu için kurduğu gelecek hemen hemen aynıdır. Okula gidecek, iyi bir eğitim alacak, iyi bir işi olacak, evlenecek… Bu sıradan ve klasik geleceği bizler de hayal etmişizdir. Ta ki bir doktorun, duygu katarak ya da çoğu zaman duygusuzca söylediği birkaç cümleyi duyuncaya dek. “Çocuğunuz hasta”, “o yürüyemeyecek”, “yaşıtlarından geri olacak”, “çok yaşamaz”… Bu cümleleri ya da benzerlerini hepimiz duyduk. Bilinen tüm kriz evrelerini birbirimizden apayrı bir şekilde yaşadık. Kaderi sorguladık, isyan ettik,  suçladık ama en çok da suçlandık… “Zaman en iyi ilaçtır” sözünü severim. Zaman unutturur, zaman alıştırır, en güzeli de zaman güçlendirir. 

 

Kızım henüz 2 günlük iken cam kemik hastası olduğu anlaşılıyor ve doktor babaya “en fazla iki ay yaşar” cümlesini kuruyor. Hani babalar daha güçlüdürler ya… O en acı gerçeği bir tek babalar kaldırabilir ya… Ben üzülürüm diye bana söylememişler. Keşke babaya söyleyeceklerine bana söyleselerdi. Çünkü kızımı tek başıma yaşatmak için ailede en güçlü olması gereken bendim. Doktorun kurduğu cümleye meydan okuyan, o minicik kırılgan bedeni, hem anne hem baba olup sarıp sarmalamayan da bendim.

 

Nasıl bakacağımı, nasıl yaşatacağımı bilmediğim bir bebeğim vardı ve onu nasıl giydireceğimi, nasıl tutacağımı dahi bilmiyordum. Hangimiz bilebildik ki? Elbette hepimiz iliklerimize kadar zorluğu yaşadık ve daha da yaşayacağız. Çocuklarımız büyürken her yeni gün farklı olaylarla bizi karşı karşıya getiriyor. Bugün bulduğumuz çözüm yarın için çözüm olmuyor. Çoğumuzun bakıcı sorunu olmuştur. Çalıştığım için sık sık bakıcı değiştirmek zorunda kaldım. Üstelik kırıldığı için her bakıcının bakmaya cesaret edemediği bir kızım vardı. Bugün bulduğum bakıcıyı hiç planda olmayan bir zamanda bırakmak zorunda kaldığımda, kısa vadeli çözüm bulmam gerektiğini anladım. Bu nedenle çocuğu henüz küçük olan annelere şunları söylemek isterim en çok: Çocuğumuz ile ilgili geleceğe dair sorunları net bir şekilde ön göremeyebiliriz. Kızına çeyiz hazırlayan anneler gibi gerekli olabileceğini düşündüğümüz her şeyi sandığa atamayız. Bugün ne varsa çözebileceğimiz, yarın için de çözüm olur ancak daha sonra gelen günler için farklı çözümler bulmak zorunda kalacağız. Allah bir kapıyı kapatırken başka bir kapı açmaz mı? Hiçbir şey çözümsüz değildir. Evet, mükemmel çözümler olmayabilir belki ama bir şekilde bugünden yarına geçmemizi sağlayan çözümlerdir. Bu nedenle bizler çok becerikli anne ve babalarız. Kimsenin bize nasıl yaşanacağını öğretemediği bir hayatı yaşıyoruz. Bu nedenle herkesin hayatından daha anlamlı değil mi hayatımız?

 

Benim yaşadıklarıma anlam katan da; kızım ve kızım için yaptıklarım olmuştur. Kızımla bir aile olmayı, ona hem anne hem baba olmayı başardığımı düşünüyorum. O büyürken dönüm noktaları olan zamanlarda çok zorlandım. Okul yaşı geldiğinde hiçbir okul onu almadığında yaşadığım öfkeyi tarif edemem. “Okumasına ne gerek var”, “biz ona bakarız” diyenlere inat 2 yıl mücadele ettim okula başlatabilmek için. 2000’li yılların başında engelli çocukların eğitim hakkı olsa da bunu kimse bilmiyordu. Okulun giriş katındaki bir sınıfta olmamız gerektiği ile ilgili kimse yardımcı olmuyordu. Okul yönetimi bizim okuldan ayrılmamız için adeta seferberdi. Engelliliğe dair verdiğim ilk mücadele okulun rampasının olmaması ile ilgiliydi. Okula rampa yapılmasını talep ettiğimde müdür yardımcısının “rampa okulun dış görüntüsünü bozar, hiç boşuna uğraşmayın, yapılmasına izin vermeyiz" demesi ile başlayan mücadele rampanın yapılması ile son buldu. Bugün hala okulların çoğu engelli çocuklara uygun değil. Ne yazık ki aradan geçen yıllar içinde erişilebilirlik için çok fazla yol alınamadığını yaşayarak görüyorum. 

 

Kızım yakınımızda lise olmadığı için ve onun ulaşımını sağlayamayacağımdan lise ve üniversite eğitimini açık eğitimle bitirdi. Onun örgün okuma için haklı hayalleri karşısında benim açık eğitim kararı almış olmam hala beni kahrediyor. Belki de bu yüzden EKPSS için tercih yaparken “anne ben Eskişehir’i de yazacağım” dediğinde ona karşı gelemedim. Hep korumacı bir anne olarak onun benden, yaşadığı şehirden ayrılmasını kabullenmekte zorlandım tabi ki. Korumacıyım diyorum ama meğer ben onu kendi kararlarını verebilecek derecede özgüvenli yetiştirmeyi başarmışım. Aldığı kararların sonuna dek arkasında kalacak, sonuçlarına katlanacak bir özgüvene sahip. 1 yıl bitti, kızım hala Eskişehir’de çalışıyor. Akülü tekerlekli sandalyesi ile işe gidip geliyor ve evinde yalnız yaşıyor. Birçok arkadaşım “neden sen de Eskişehir’e gitmiyorsun” diye sordu elbette. Engellilik alanında 16 yıldır hak temelli çalışıyorum. Edindiğim tüm bilgileri ve yaptığım çalışmalarımı ardımda bırakmak zordu. Kızımın da beni bu konuda desteklemesi benim Ankara’da kalmamı sağladı. Bu nedenle şimdilik Ankara’dayım diyebiliyorum.

 

Sevgili anneler ve babalar. Çocuklarımız büyüyor, yaş alıyor… Bizler de yaş alıyoruz ve yıllar tahmin edemeyeceğimiz kadar hızla geçiyor. Yaşlanıyoruz demeyeceğim, sadece fiziki olarak gücümüz azalabilir. Beni en çok üzen durum bu. Yani zaman içinde kızıma destek olamayacak hale gelebileceğimi biliyorum. Evet, geçmiş yıllara göre daha deneyimliyiz, daha güçlüyüz. Ama birçoğumuz için fiziki sağlık çok önemli. Sanırım, burada engel olamadığımız bir süreç işlediğinden sağlıklı yaş almak için kendimize dikkat etmeli ve yapamadıklarımıza değil, yapabildiklerimize odaklanmalıyız. 

 

Hepimizin geleceğe dair endişeleri var. “Benden sonra ne olacak” sorusu aklımızdan çıkmaz biliyorum. Hayatın en dramatik sorusudur bu. Hayat bir sınav ise neden herkesin kağıdında bu soru olmaz diye sorabiliriz.  Neden bir soru bu denli zor dile getirilir ya da neden cevabı bu denli zordur diye de sorabiliriz. Hepimizin içinde bir yerlerde çoğu zaman manevi huzuru bulduğumuz bir yer vardır. Bu soruyu bizlere Yüce Yaradan’ın sordurduğunu düşünürsek eğer, cevabı içimizdeki o yerdedir. 

 

Bu yazıyı okuyan sevgili çocuklar; bizleri eleştirebilir, eksik kalan yanlarımız için sorgulayabilirsiniz. Bilmenizi istediğim; bizler hazırlıklı olmadığımız, olamadığımız bu hayatı devam ettirirken en iyisini yapmaya çalıştık. Kendimiz için, sizler için ve ailelerimiz için… nasıl daha iyi olunacağını sizlerle birlikte bulmaya çalıştık. Bu nedenle hatalarımız vardır ve olmaya da devam edecektir. Biliniz ki; sizlerin kendi kararlarınızı vermenize saygı duyarak sizleri hep destekleyeceğiz. Sanırım bu bizlerin yaptığı veya yapacağı en iyi şeydir.

Saygı ve sevgilerimle…

ANNE AYŞE SARI.

 

Ayşe SARI hakkında: Giresun’da beş çocuklu bir işçi ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. 1986 yılında TSK Sağlık Meslek Lisesinden mezun oldu. Elazığ Asker Hastanesi ve GATA Haydarpaşa Asker Hastanesinde görev yaptı. 20 yaşında evlendi. Kızının hastalığı nedeniyle 1991 yılında Ankara GATA’ya atandı. 2001 yılında GATA içinde engelli çocuklara bir özel eğitim merkezi açılması için anneler tarafından düzenlenen toplantılara katılmaya başladı. GATA Özel Eğitim Okulu açıldığında okul hemşiresi olarak kuruma atandı. Ailelerle olağan gelişen konuşmalarda birbirleriyle sorunları paylaşmaları sahada yaşanan sorunlara vakıf olmasını sağladı. 2013yılında; günlük eğitim ve bakım izni, özel eğitimin yaşa bağlı sonlandırılmaması ve 18 yaşını dolduran engelli erkek çocukların sağlık/yetim hakları konulu dilekçeleri TBMM Dilekçe Komisyonuna vererek aktif mücadeleye başlamıştır. Aynı yıl Sivil Memurlar Sendikası içinde Engelliler Komisyonunu kurdu ve 2016 Ekim ayına dek başkanlığını yürüttü. 2016 yılında arkadaşları ile birlikte Sağlık Hizmetleri Sendikasını (SAHİMSEN) kurdu. Halen sendikanın Engelliler Komisyon Başkanlığını yürütmektedir. 2014-15 yıllarında Genel Kurmay Başkanlığında engelli çocuk ailelerinin özlük haklarının düzenlenmesi için çalışmalara katıldı. Günlük eğitim ve bakım iznini kapsayan TSK İzin Yönetmeliğinin ilgili maddelerini yazdı. Aynı çalışma ile GATA Engelli Danışma ve Koordinasyon Biriminin kurulmasını sağladı. Halen Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Engelli Danışma ve Koordinasyon Birim Sorumlusu olarak çalışmaktadır. Ayşe SARI aynı zamanda Türkiye Engelsiz Yaşam ve Sosyal Hizmet Vakfı Yönetim Kurul Üyesidir. Alanda daha profesyonel olabilmek için Ankara Üniversitesi Sosyal Hizmet Yüksek Lisansını tamamlamış ve Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmet Lisans eğitimine devam etmektedir. Bir çocuk annesidir.